+ Ana sayfanız yapın! + Favorilerinize ekleyin! Add to Google RSS Kayıt
Ol
e-Bülten Kayıt Giriş Yap
 
 
 
 
Sağlık Paneli Ana Sayfa Yazdır Arkadaşına Gönder
Sağlık Politikaları / MAKALELER Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
 
 
ALT BAŞLIKLAR
Listelenen içerikleri, belli bir alt başlıkta/alt branşta filtrelemek için, aşağıdaki listeden seçim yapabilirsiniz.

+ Tüm Alt Başlıklar + Genel Konular + Kitap Bölümleri + Tüzük + Yasa Tasarıları + Yasalar + Yönetmelikler








MAKALELER: Cumhuriyet Dönemi Sağlık Politikaları Ve Sağlıkta Yeniden Yapılanma

İçerik Eklenme Tarihi: 11.05.2009

Yazar
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı

Paylaş ve Kaydet

Sağlık ve sosyal yardım hususlarında her zaman takip ettiğimiz gaye şudur: Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinç ve çalışmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetiştirilmesi.”M.Kemal ATATÜRK, 1922.  

“Sağlık ve sosyal yardım hususlarında her zaman takip ettiğimiz gaye şudur: Milletimizin sıhhatinin korunması ve takviyesi, ölümün azaltılması, bulaşıcı ve salgın hastalıkların etkisiz hale getirilmesi, bu suretle millet fertlerinin dinç ve çalışmaya kabiliyetli bir halde sıhhatli vücutlar olarak yetiştirilmesi.”
M.Kemal ATATÜRK, 1922.

Giriş:
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, sağlık hizmetlerinin her yere ve her vatandaşa ulaşabilmesini sağlamak için çaba gösterilmiş, uygulanan sağlık politikaları her dönemdeki evrensel gelişmeleri ve anlayışları yakından izlemiştir. Bunun sonucunda 75 Yıllık Cumhuriyet Dönemimizde, başta bulaşıcı hastalıkların kontrolü olmak üzere birçok alanda olumlu gelişmeler elde edilmiş ve dünyaya örnek olunmuştur.
Toplumun sağlık düzeyini gösteren ve aynı zamanda gelişmişlik göstergesi olan ölçütlere bakıldığında, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren hızlı bir değişme ve gelişme sergilendiği görülmektedir. Ekonomideki gelişmelerle, sağlık hizmetlerindeki gelişmeler cumhuriyetin her dönemi sağlık politikalarına yansımıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesi dünya anlayışına göre, tek amaçlı sağlık örgütlenmesi ülkemizde başarıyla uygulanmış, savaştan sonra da dünyadaki genel anlayış paralelinde, nüfusa dayalı entegre sağlık hizmetleri planları yapılmıştır. Günümüzde de yine aynı anlayış paralelinde, sağlık sisteminin her yönüyle yeniden yapılanması için yoğun çabalar sürdürülmektedir.
Bu tebliğde; cumhuriyet döneminde, sağlık hizmetlerinin geçmişi, nüfus yapısı ve sağlık göstergeleri, sağlanan gelişmeler, ortaya çıkan sorunlar ile sağlıkta yeniden yapılanma ihtiyacı konularına değinilmektedir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Sağlık Hizmetlerinin Geçmişi:
Sağlık Bakanlığı 3 Mayıs 1920 tarihinde 3 Sayılı Kanun ile kurulmuş olup, ilk Sağlık Bakanı Dr.Adnan ADIVAR’dır. Sağlıkla ilgili düzenli hiçbir kayıdın olmadığı bu dönem, sağlık mevzuatı geliştirmek, cepheden gelen yaralıları tedavi etmek, iç ve dış göçmeni yerleştirmekle geçmiştir.
Dr.Adnan ADIVAR, Ankara Vilayet Konağı’nda göreve başladığında, elde mevcut kayıt ve bilgi bulunmamaktaymış. Görev yapmakta olan hekimlerin isimleri telgrafla istenerek, İstanbul Hükümeti’nin kanun ve nizamnameleri temin edilmiş, ayrıca Bakanlık usul ve kadroları tertip edilmiştir. Buna göre; merkezde Hıfzıssıhha Dairesi, Sicil Dairesi, Muhasebe ve Evrak Kalemi kurulmuş, taşrada ise eski Sağlık Müdürleri, Hükümet Belediye ve Karantina Tabiplikleri ile Küçük Sıhhiye Memurlukları aynen muhafaza edilmiştir. Teftiş Kadrosu 3 Müfettişe çıkarılmış, Kuduz Tedavi Müessesesi, Aşıhane, Bakteriyolojihane kurulmuştur. Sağlık Bakanlığı kurulduğu 1920 yılında Bakanlık, Ankara Hacıbayram semtine taşınmış, 10 Mart 1921’de Dr.Adnan ADIVAR’ın ayrılması ile Sağlık Bakanlığı görevine, daha sonra bu görevi aralıklı toplam 15 yıl yapacak olan Dr.Refik SAYDAM atanmıştır. 4 Temmuz 1922’de bu gün de Bakanlık Binası olarak hizmet vermekte olan Sıhhıye’deki bina inşaatı başlatılmıştır.Bu günkü Sağlık Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatının temeli, 1930 yılında kanunlaşan 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve 1936 yılında kanunlaşan 3017 Sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Teşkilat ve Memurin Kanunu ile atılmış olup, daha sonra çıkan ekleme ve değişikliklerle bu güne kadar yürütülmüş ve yürütülmektedir.

 


Dr. Refik Saydam 1937 yılına kadar süren Bakanlığı süresince, ülkemizin sağlık hizmetlerinin kuruluşunda ve gelişmesinde büyük katkılar sağlamıştır. Dr.Refik SAYDAM’ın bakanlığı döneminde; 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu (1930), Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Teşkilat ve Memurin Kanunu (1936), 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun (1928) gibi halen yürürlükte olan kanunlar çıkarılmıştır. Sağlık hizmetlerinin plan ve programı ile yönetiminin tek elden yürütülmesi ve koruyucu hekimliğin devlet görevi, tedavi edici hekimliğin ise yerel yönetimlerin hizmeti olması gerektiği ana prensibini savunan Dr. Saydam, 1946 yılına kadar, bir yandan sağlık insangücü ihtiyacını karşılmak üzere Tıp Fakültesi mezunlarına mecburi hizmet uygulaması, yatılı tıp talebe yurtları gibi uygulamaları yürürlüğe sokarken, diğer taraftan sıtma, frengi, trahom, verem, cüzzam gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadele programları başlatmıştır. Yapılan kanuni düzenlemelerle; koruyucu hekimlik kavramı getirilmiş, yerel yönetimlerin hastane açmaları teşvik edilmiştir.
Dolayısıyla 1923-1946 yılları arasında ağırlıkla Bakanlığın koruyucu hizmetlere öncelik vermesi hedeflenmiş, tedavi edici hizmetler yerel yönetimlere bırakılmış, her ilçede hükümet tabibliği kurulmuş, o gün için sağlık sorunu olan konularda dikey yapılanma olarak tanımlanan verem-sıtma-frengi-trahom-cüzzam gibi bulaşıcı hastalıklara yönelik programlar yürütülmüştür. Aynı dönemde dünya pratiğine bakıldığında da tek amaçlı, sağlık yapılanmasına uygun düzenlemelerin ağırlıklı olduğu görülmektedir.
1946 yılında Sağlık Bakanlığı’na atanan Dr.Behçet UZ, Milli Sağlık Politikası çalışmaları yapmış, nüfusa düşen yatak sayısının arttırılması gereği üzerine oturttuğu politikasında, yaklaşık 40.000 nüfusa 10 yataklı Sağlık Merkezleri kurarak koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin birarada verilmesini sağlamıştır. Özetle, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin entegre verilişi genel anlayışına paralel olarak, ülkemizde de nüfus esaslı entegre sağlık hizmeti vermek üzere sağlık merkezleri kurulmuş, hastanecilik hizmetleri sağlık hizmetlerinin özelliğinden ve sağlık personelinin hizmet sunumundaki öneminden dolayı yerel yönetimlerden alınarak Sağlık Bakanlığı’na verilmiş, tüm bunlara ek olarak sigortacılık hizmetlerinin sağlanması için SSK kurularak sağlık yapılanmasına gitmesine ve işletmesine yetki verilmiştir.
1960 yılından sonra sağlık sektöründe iki önemli düzenleme getirilmiş olup, bunlar; “224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun” ile “ 554 sayılı Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun” lardır.
1961 yılında çıkarılan 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkındaki Kanun’la; nüfusa dayalı, yaygın, sürekli, entegre, kademeli, il içinde bütün ve katılımlı sağlık hizmeti ilkeleri çerçevesinde, sağlık evleri-sağlık ocakları-ilçe ve il hastaneleri şeklinde bir yapılanmaya gidilmiştir.
Bu uygulama 1963 yılında Muş İli’nden başlatılarak, beşer yıllık kalkınma planları kapsamında, 1984 yılına kadar tüm illerde kademeli olarak yaygınlaştırılmıştır. Uygulama prensipleri, 1978 yılında Alma Ata’da bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilen temel sağlık hizmetleri ilkeleri ile özde aynıdır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Nüfus Yapısı ve Sağlık Göstergeleri:
Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1998 Yılı Programı’na göre; 1998 yıl ortası nüfusu tahmini olarak 64.7 milyon olan ülkemizde yıllık nüfus artış hızı yüzde 1.60 olarak belirtilmektedir.
Ülkemizde 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında 13.648.000 olan nüfusumuz,1935 yılında 16 milyon, 1945 yılında 19 milyon, 1955 yılında 23 milyon, 1965 yılında 31 milyon, 1975 yılında 41 milyon, 1985 yılında 51 milyon, 1995 yılında ise 61 milyon olmuştur.
Yıllık nüfus artış hızı 1935 yılında yüzde 2.1, 1945 yılında yüzde 10.6, 1955 yılında yüzde 27.8, 1965 yılında yüzde 24.6, 1975 yılında yüzde 2.2, 1985 yılında yüzde 2.4, 1995 yılında ise yüzde 1.8 olarak seyretmiştir.
1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımından 43 yıl sonra 1970 yılında nüfusumuz % 169 oranında artarken, günümüzde yapılan istatistiki hesaplamalarla nüfusun ikiye katlanma zamanı 32 yıl olarak belirlenmiştir.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1998 Yılı Programı’na göre; nüfusumuzun yüzde 30.7’si 0-14 yaş grubunda yüzde 5.1’İ ise 65 yaş üstündedir.1950 yılında nüfusumuzun yüzde 38.3’ü 0-14 yaş grubunda yüzde 3.3’ü 65 yaş üstünde iken, 1960 yılında nüfusumuzun yüzde 41.2’si 0-14 yaş grubunda yüzde 3.5’i 65 yaş üstünde, 1970 yılında ise nüfusumuzun yüzde 41.7’si 0-14 yaş grubunda yüzde 4.3’ü 65 yaş üstünde olarak gerçekleşmiştir.
DİE tarafından yapılan projeksiyonlar nüfusumuzun 2000 yılında 66 milyon, 2025 yılında da 90 milyon olacağını göstermektedir. Yine aynı projeksiyonlar, nüfus artışımızın özellikle kentsel alanlarda gerçekleşeceğini ve bugün yüzde 59 olan şehir nüfusu yüzdemizin, 2025 yılında ise yüzde 70 olacağını ifade etmektedir. Bu projeksiyonlar nüfusumuzun giderek yaşlanmaya başladığını, 2025 yılında 0-14 yaş grubu nüfusumuzun yüzde 22.9, 65 yaş üstü nüfusumuzun da yüzde 9’a ulaşacağını göstermektedir. DPT projeksiyonlarına göre 1998 yılında kaba doğum hızı binde 21.2, kaba ölüm hızı binde 6.4’dür. 1972-1990 arasında doğuşta hayatta kalma ümidi 57.6 yıldan 68.2 yıla yükselmiştir. DPT projeksiyonları bu parametrenin, 1998 yılı için, kadınlarda 71.0, erkeklerde 66.4, ortalama olarak 68.7 olacağını göstermektedir.
Kaba Doğum Hızı; 1950-1955 yıllarında binde 48.2, 1960-1965 yıllarında binde 42.9, 1970-1975 yıllarında binde 34.5, 1980-1985 yıllarında binde 31.2, 1985-1990 yıllarında ise binde 30 olarak gerçekleşmiştir.
Kaba Ölüm Hızı; 1950-1955 yıllarında binde 23.5, 1960-1965 yıllarında binde 16.4, 1970-1975 yıllarında binde 11.6, 1980-1985 yıllarında binde 9.4, 1985-1990 yıllarında ise binde 8.4 olarak gerçekleşmiştir.
Toplam Doğurganlık Hızı; 1950-1955 yıllarında 6.85, 1960-1965 yıllarında 6.11, 1970-1975 yıllarında 5.04, 1980-1985 yıllarında binde 4.10, 1985-1990 yıllarında ise binde 3.77 olarak gerçekleşmiştir.
Bebek Ölüm Hızı; 1950-1955 yıllarında binde 233, 1960-1965 yıllarında binde 176, 1970-1975 yıllarında binde 138, 1980-1985 yıllarında binde 102, 1985-1990 yıllarında ise binde 81 olarak gerçekleşmiştir.
Doğumda Beklenen Yaşam Süresi ortalama olarak; 1950-1955 yıllarında 43.6 yıl, 1960-1965 yıllarında 52.1 yıl, 1970-1975 yıllarında 57.9 yıl, 1980-1985 yıllarında 62.3 yıl, 1985-1990 yıllarında ise 64.2 yıl olarak gerçekleşmiştir.
1923 yılında, ülkemizde;
Hükümet, Belediye ve Karantina Tabiplikleri ile Küçük Sıhhiye Memurlukları ile, 86 Yataklı Tedavi Kurumu, 6.437 hasta yatağı, 554 hekim, 69 eczacı, 4 hemşire, 560 sağlık memuru, 136 ebe hizmet vermekte iken,
01.01.1998 itibarıyla, bu sayılar,
1.129 Yataklı Tedavi Kurumu, 161.522 hasta yatağı, 73.350 hekim, 19.265 eczacı, 75.011 hemşire, 46.475 sağlık memuru, 48.900 ebe’ye ulaşmıştır. Bu sayılara ek olarak, Sağlık Bakanlığı’na bağlı; 5.185 Sağlık Ocağı, 11.151 Sağlık Evi, 276 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi, 266 Verem Savaş Dispanseri de hizmet vermektedir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Temel Sağlık Hizmetleri:
Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda; Hükümet, Belediye ve Karantina Tabiplikleri ile Küçük Sıhhiye Memurlukları tarafından verilmekte olan bu hizmetler, günümüzde, 1961 yılında kanunlaşan ve 1963 yılında ilk uygulaması Muş İli’nde başlayan, 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun kapsamında, sağlık ocakları ve sağlık evlerinde, nüfusa dayalı, yaygın, sürekli, entegre, kademeli, il içinde bütün ve katılımlı sağlık hizmeti ilkeleri çerçevesinde verilmektedir.
1923’lerde, ülkemizin en önemli sağlık sorunlarından birisi, bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadele idi. Çiçek, tifüs, trahom, sıtma, verem, frengi o yılların en çok yalanan ve en çok öldüren hastalıkları arasında yer almaktaydı. Tüm bu bulaşıcı ve salgın hastalıklara yönelik olarak, o yıllarda yoğun mücadele programları geliştirilmiş ve vertikal bir biçimde titizlikle uygulanarak, dünyanın örnek gösterdiği başarılı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu mücadele programları içinde, bu hastalıkların bildiriminin zorunlu hale getirilmesi, aşı da dahil olmak üzere her türlü koruyucu ve tedavi edici tedbirin bir bütün halinde ve bu konulara özel olarak yetiştirilmiş sağlık personeli tarafından uygulanması gerçekleştirilmiştir.
Çiçek hastalığına 1925 yılında yakalanma hızı yüzbinde 3.8 (tesbit edilen vak’a sayısı 483), ölüm hızı % 14.3 (hastalananlardan tesbit edilen ölüm sayısı 69) olarak gerçekleşmiştir. Tesbit edilen vak’a sayısı 1935 yılında 106 (yüzbinde 0.7), 1944 yılında 6.093 (yüzbinde 32.9), 1957 yılında 128 (yüzbinde 0.5) olurken, hastalananlardan tesbit edilen ölüm sayısı 1935 yılında 15 (yüzde 14.1), 1944 yılında 678 (yüzde 11.1) olmuştur. 1957 yılından sonra ülkemizde çiçek vak’ası görülmemiştir.
Tifüs hastalığı; 1925 yılında yüzbinde 2.5 olarak görülme hızına sahip iken (tesbit edilen vak’a sayısı 333), % 7.8’lik bir ölüm hızına sahipdi (hastalananlardan tesbit edilen ölüm sayısı 26). Tesbit edilen vak’a sayısı 1935 yılında 420 (yüzbinde 2.7), 1945 yılında 2.618 (yüzbinde 13.8), 1955 yılında 24 (yüzbinde 0.1), 1965 yılında 7 (yüzbinde 0.02) olurken, hastalananlardan tesbit edilen ölüm sayısı 1935 yılında 57 (yüzde 13.5), 1945 yılında 139 (yüzde 5.3), 1955 yılında 1 (yüzde 4.1) olmuştur. 1966 ve 1969 yıllarında görülen birer tifüs vak’asından sonra ülkemizde tifüs vak’ası görülmemiştir.
Trahom hastalığında; 1925 yılında yeni tesbit edilen vak’a sayısı 2.067 iken, 1930 yılında 54.326, 1950 yılında 63.122, 1970 yılında 60.871, 1990 yılında 6.750 olurken, 1995 yılında 1.918 olarak gerçekleşmiştir. 1995 yılı itibarıyla toplam trahom hastası sayısı 48.859’dur
Sıtma hastalığı ile mücadele, Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan bu yana yapılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda yapılan kan muayenelerinde; Samsun Bölgesi’nde % 70, Ordu Bölgesi’nde % 50, Toros Tünelleri’nde çalışan işçilerde % 50, Söke Bölgesi’nde % 44, İstiklal Savaşı’nda askerlerimiz arasında % 40 sıklığında sıtmalı bulunmuştur. 1921 yılında Dr. Ekrem Hayri Bey tarafından düzenlenen bir Rapor’da o günlerde nüfusu 200.000 olarak tahmin edilen Antalya’da sıtma vak’asının 172.000’e yaklaştığı, Kızılay kuruluşlarına başvuran hastaların
% 70’inde sıtma tesbit edildiği belirtilmektedir. 1925 yılında Ankara’da toplanan Birinci Milli Türk Tıp Kongresi’nin önemli konularından birisini teşkil eden Sıtma ile mücadele ilgili olarak 1926 yılında 839 Sayılı Kanun çıkarılmış, Sıtma Mücadele Teşkilatı kurularak, 1940 yılında muayene edilen kanlara göre sıtmalı oranı % 11’e kadar düşürülmüştür. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası bu oran tekrar yükselerek % 32’lere varmış, 1945-1946 yıllarında % 20’lere 1956 yılında ise % 0.8’lere kadar düşmüştür. 1960 yılında 7402 Sayılı Kanun ile sıtma mücadelesi yeniden düzenlenmiştir. 1990 yılında 8680 olan sıtma vak’aları, 1997 yılında 35456’ya ulaşmıştır. Ülkemiz genelinde halen sıtma vak’alarının %68’I Diyarbakır ve Batman illerinde tesbit edilmiştir.
Verem hastalığı, Cumhuriyetten önce ve sonra, dünyanın her tarafında olduğu gibi yaygın bir haldeydi. Ülkemizde 1918 yılında gönüllü kuruluşlar öncülüğünde başlatılan veremle mücadele programı, Refik SAYDAM’ın Sağlık Bakanlığı döneminde Bakanlık içinde ve taşra teşkilatında dikey yapılanma ile sürdürülmüş ve dünyanın taktirini kazanmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü ve Sağlık Bakanlığı verilerine göre; verem hastalığına yakalanma hızı yüzbinde olarak, 1930’da 9000, 1940’da 2500, 1950’de 6500, 1960’da 1200, 1970’de 3400, 1980’de 52, 1993’de 40 olarak gerçekleşirken, verem hastalığından ölüm hızı yüzbinde olarak, 1945’de 262 iken, 1960’da 55, 1980’de 9, 1992’de 2.5 olmuştur.
1923 yılında ilk Verem Savaşı Dispanseri ile 1924’de ilk Verem Senatoryumu İstanbul’da açılmıştır. 1935 yılında 3 dispanser, 1 göğüs hastanesi ve 50 hasta yatağı bulunurken, bu sayı 1960’da 106 dispanser, 31 hastane, 8285 yatağa, 1980 yılında 256 dispanser, 29 hastane, 8890 yatağa ulaşmıştır. 1998 yılı verilerine göre de; dispanser sayısı 266, göğüs hastanesi sayısı 22, yatak sayısı 5680 olmuştur.
Bu gün dünya nüfusunun 1/3’ü yani yaklaşık 1.9 milyar insan tuberkuloz mikrobunu almış durumdadır. Bu vak’aların çoğu gelişmekte olan ülkelerde, yaklaşık % 80’i ise 15-49 yaş grubunda yer almaktadır. Tuberkuloz’a bağlı ölümler diğer bütün enfeksiyon hastalıklarının neden olduğu ölümlerden daha fazladır. Bu ölümler, her yıl dünyada 3 milyon kişiyi bulmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki önlenebilir ölümlerin % 26’sı tuberkuloz nedeniyle olmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde ise dünyada yaklaşık 30 milyon kişinin veremden öleceği tahmin edilmektedir.
1998 yılı itibarıyla veremle mücadelede en önemli husus, dirençli vak’alarla mücadele olmaktadır. Zira, 1950 yılından bu yana, tuberkuloz vak’aları yaygın şekilde tedaviye alınmış, bunun sonucunda hastalıktan ölüm hızı azalmış, ancak bilinçsiz antibiyotik kullanımının da yol açtığı ilaçlara dirençli vak’aların çıkmasına yol açılmıştır.
Frengi hastalığına 1926 yılında yakalanma hızı yüzbinde 31, 1945 yılında yüzbinde 162, 1965 yılında yüzbinde 2.2, 1985 yılında yüzbinde 8.1, 1995 yılında yüzbinde 4.8 olmuştur.

Cumhuriyet Dönemi’nde Tedavi Hizmetleri:
Ülkemizdeki yataklı tedavi kurumlarının Cumhuriyet dönemi gelişimine baktığımızda (1990 yılından itibaren MSB verileri dahildir);
1923 yılında; kurum sayısının 86, hasta yatağı sayısının 6.437, bir yatağa düşen nüfusun 1.920, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 5.1,
1925 yılında; kurum sayısının 167, hasta yatağı sayısının 9.561, bir yatağa düşen nüfusun 1.360, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 7.3,
1930 yılında; kurum sayısının 182, hasta yatağı sayısının 11.398, bir yatağa düşen nüfusun 1.260, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 7.8,
1940 yılında; kurum sayısının 198, hasta yatağı sayısının 14.383, bir yatağa düşen nüfusun 1.240, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 8,
1950 yılında; kurum sayısının 301, hasta yatağı sayısının 18.837, bir yatağa düşen nüfusun 1.100, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 9,
1960 yılında; kurum sayısının 566, hasta yatağı sayısının 45.807, bir yatağa düşen nüfusun 600, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 16.6,
1970 yılında; kurum sayısının 746, hasta yatağı sayısının 71.876, bir yatağa düşen nüfusun 490, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 20.3,
1980 yılında; kurum sayısının 827, hasta yatağı sayısının 99.117, bir yatağa düşen nüfusun 451, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 22.2,
1990 yılında; kurum sayısının 899, hasta yatağı sayısının 136.638, bir yatağa düşen nüfusun 416, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 24’den,
1998 yılında; kurum sayısının 1.129, hasta yatağı sayısının 161.522, bir yatağa düşen nüfusun 389, 10.000 nüfusa düşen yatak sayısının 25.7’ye ulaştığı görülmektedir.
Ülkemizdeki yataklı tedavi kurumlarının Cumhuriyet dönemi hizmet gelişimine baktığımızda (1990 yılından itibaren MSB verileri dahildir); 1925 yılında; 54.843 poliklinik yapıldığı, 26.744 hasta yattığı, 1930 yılında; 244.355 poliklinik yapıldığı, 58.309 hasta yattığı, 1940 yılında; 1.161.495 poliklinik yapıldığı, 176.833 hasta yattığı, 1950 yılında; 1.892.575 poliklinik yapıldığı, 322.686 hasta yattığı, 1960 yılında; 6.988.257 poliklinik yapıldığı, 931.228 hasta yattığı, 1970 yılında; 15.177.715 poliklinik yapıldığı, 1.552.848 hasta yattığı, 1980 yılında; 25.648.756 poliklinik yapıldığı, 1.905.763 hasta yattığı, 1990 yılında; 55.540.245 poliklinik yapıldığı, 3.186.336 hasta yattığı, 1997 yılında; 88.503.739 poliklinik yapıldığı, 4.407.087 hasta yattığı görülmektedir.
Günümüzde, ülkemizdeki hastane hizmetleri; Sağlık Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bazı Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Üniversiteler ve özel sektör tarafından sağlanmaktadır. Toplam 1.129 hastanenin 705’i Sağlık Bakanlığı tarafından yönetilmektedir. Bu hastaneler %55.6’lık bir yatak işgal oranı ile birlikte ülkedeki yatak sayısının %50’sini oluşturmaktadır. SSK’ya ait 115 hastanede tedavi hizmetleri verilmekte olup, yatak sayısı 25.934 (%16.1) ve yatak işgal oranı yaklaşık %70.4’dür.
01.06.1998 itibarıyla; ülkemizde, hastanelerin sayısal olarak; yüzde 62.4’ü Sağlık Bakanlığı, yüzde 16.4’ü özel, yüzde 10.2’si SSK, yüzde 3.7’si Milli Savunma Bakanlığı, yüzde 3.4’i Üniversite, yüzde 3.9’u diğer kurum ve kuruluşların hastaneleridir.
01.06.1998 itibarıyla; ülkemizde, hastane yataklarına bakıldığında ise; toplam 161.522 hasta yatağının; yüzde 50’si Sağlık Bakanlığı, yüzde 16.1’i SSK, yüzde 14.6’sı Üniversite, yüzde 9.8’i Milli Savunma Bakanlığı, yüzde 5.3’ü özel hastanelere aittir.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı yataklı tedavi kurumlarının 1998 verilerine göre yüzde 86.4’ü genel hastane iken, Bakanlık dışı yataklı tedavi kurumlarında bu oran yüzde 91.3’e ulaşmaktadır.
Sağlık Bakanlığı yataklı tedavi kurumları hasta yataklarının 1998 yılı verilerine göre, yüzde 26.5’u üç büyük ilde, yüzde 35.7’si kalkınmada öncelikli 50 ilde yer almaktadır.
Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre, 15.05.1998 itibarıyla; MSB Hastaneleri hariç olmak üzere, 81 eğitim hastanesi bulunmakta olup, bunların 34’ü Sağlık Bakanlığı’na, 32’si Üniversitelere, 12’si SSK’na, 1’i Vakıf’a, 2’si de KİT’lere aittir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Sağlık İnsangücü:
Ülkemizdeki sağlık insangücünün Cumhuriyet dönemi gelişimine baktığımızda;
1923 yılında; 554 hekim, 60 eczacı, 560 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 4 hemşire, 136 ebe görev yapmakta,
1923 yılında; bir hekime 19.860 kişi, bir eczacıya 159.420 kişi, bir sağlık memuruna 19.640 kişi, bir ebeye 80.880 kişi düşmekte,
1930 yılında; 1.182 hekim, 127 eczacı, 1.268 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 202 hemşire, 400 ebe görev yapmakta,
1930 yılında; bir hekime 12.220 kişi, bir eczacıya 113.760 kişi, bir sağlık memuruna 11.390 kişi, bir hemşireye 71.520 kişi, bir ebeye 36.120 kişi düşmekte,
1940 yılında; 2.387 hekim, 340 eczacı, 1.493 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 405 hemşire, 616 ebe görev yapmakta,
1940 yılında; bir hekime 7.420 kişi, bir eczacıya 52.100 kişi, bir sağlık memuruna 11.860 kişi, bir hemşireye 43.740 kişi, bir ebeye 28.750 kişi düşmekte,
1950 yılında; 6.895 hekim, 980 eczacı, 4.018 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 737 hemşire, 1.285 ebe görev yapmakta,
1950 yılında; bir hekime 3.020 kişi, bir eczacıya 21.230 kişi, bir sağlık memuruna 5.180 kişi, bir hemşireye 28.230 kişi, bir ebeye 16.190 kişi düşmekte,
1960 yılında; 9.826 hekim, 1.406 eczacı, 3.890 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 2.420 hemşire, 3.126 ebe görev yapmakta,
1960 yılında; bir hekime 2.800 kişi, bir eczacıya 19.560 kişi, bir sağlık memuruna 3.890 kişi, bir hemşireye 11.370 kişi, bir ebeye 8.800 kişi düşmekte,
1970 yılında; 15.856 hekim, 3.011 eczacı, 9.954 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 8.796 hemşire, 11.321 ebe görev yapmakta,
1970 yılında; bir hekime 2.220 kişi, bir eczacıya 11.700 kişi, bir sağlık memuruna 3.540 kişi, bir hemşireye 4.020 kişi, bir ebeye 3.110 kişi düşmekte,
1990 yılında; 50.639 hekim, 15.201 eczacı, 18.869 sağlık teknisyeni(sağlık memuru), 43.374 hemşire, 27.805 ebe görev yapmakta,
1990 yılında; bir hekime 889 kişi, bir eczacıya 3.229 kişi, bir sağlık memuruna 1.795 kişi, bir hemşireye 960 kişi, bir ebeye 1.559 kişi düşmekte iken,
1997 sonu itibarıyla; ülkemizde; 73.350 hekim, 15.375 diş hekimi, 19.265 eczacı, 46.475 sağlık memuru, 75.011 hemşire, 48.900 ebe bulunmakta ve bir hekime 876 kişi, bir eczacıya 3.306 kişi, bir sağlık memuruna 1.382 kişi, bir hemşireye 856 kişi, bir ebeye 1.314 kişi düşmektedir.
Bu sağlık personelinin dağılımına bakıldığında ise, 1998 yılında yaklaşık olarak; hekimlerin yüzde 13’ünün, diş hekimlerinin yüzde 67’sinin, eczacıların yüzde 84’ünün, sağlık memurlarının yüzde 3’ünün, hemşirelerin yüzde 2’sinin, ebelerin yüzde 2’sinin kamu dışında çalıştığı görülmektedir.
Ebeler ve sağlık memurları daha çok birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve hemşireler ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Hekimler, diş hekimleri ve eczacıların hepsi üniversite eğitimlidir. Bazı hemşire ve ebeler üniversite eğitimlidir, fakat çoğunluk sağlık meslek lisesi mezunlarıdır. Hemşirelikte branşlaşma Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan önemli bir çalışmadır.
Genel olarak hemen hemen tüm ülkelerde sağlık sektörü maliyetinin %60’ından fazlasını insangücü maliyetleri oluşturur. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’nda bu oran %80 civarındadır. Ayrıca sağlık hizmetleri çok özel teknik bilgi ve becerilerle donatılmış bir insangücü gerektirmektedir ve hizmetin odak noktasını bu insangücünün zihinsel ve bedensel kapasitesi oluşturmaktadır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Sağlık Finansmanı:
Halen ülkemizdeki net GSMH artışı yıllık ortalama yüzde 4’lerdedir. 1963 yılından günümüze sağlık harcamalarının GSMH içindeki oranı yüzde 3 ile yüzde 4,3 arasında seyretmiştir. Devlet Bütçesinden Sağlık Bakanlığına ayrılan pay ise yüzde 4 civarında gerçekleşmiştir. Ülkemizde toplam sağlık harcamalarından bahsedildiğinde buna Sağlık Bakanlığı harcamaları yanında sosyal güvenlik kuruluşları (Bağ-Kur, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu), üniversite hastaneleri, KİT hastaneleri, aktif devlet memurları için yapılan sağlık harcamaları, özel sandık, özel sağlık sigortası ve direkt kişilerin yapmış oldukları özel sağlık harcamaları da dahil edilmektedir.
Ülkemizde sağlık hizmet sunumu ve finansmanı ya da her ikisini birden yürüten kurum ve kuruluşların çokluğundan, sağlık finansman sistemi ürkütücü bir karmaşanın içine sürüklenmiştir. Ortalama olarak toplam finansmanın üçte biri vergiler yoluyla devlet bütçesinden, yaklaşık yüzde 17’si sosyal sigorta fonlarından, geri kalan kısmı (toplam finansmanın yüzde ellisi), kişilerin direkt ödemelerinden yapılmaktadır.
Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın Bütçesi ve Devlet Bütçesi’nden aldığı payın Cumhuriyet dönemi gelişimine baktığımızda;
1923 yılında; 137.333.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 3.038.000 TL’lık payı ile % 2.21’lik orana,
1925 yılında; 183.932.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı4.860.000 TL’lık payı ile % 2.64’lük orana,
1930 yılında; 222.646.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 4.502.000 TL’lık payı ile % 2.02’lik orana,
1940 yılında; 268.476.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 8.185.000 TL’lık payı ile % 3.05’lik orana,
1950 yılında; 1.487.208.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 60.615.000 TL’lık payı ile % 4.08’lik orana,
1960 yılında; 7.266.965.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 382.762.000 TL’lık payı ile % 5.27’lik orana,
1970 yılında; 28.860.265.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 888.080.000 TL’lık payı ile % 3.08’lik orana,
1980 yılında; 756.687.182.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 31.822.605.000 TL’lık payı ile % 4.21’lik orana,
1990 yılında; 63.925.354.000.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 2.633.217.000.000 TL’lık payı ile % 4.12’lik orana sahip iken,
1997 yılında; 6.344.685.500.000.000 TL’lık toplam konsolide bütçe içinde Sağlık Bakanlığı 204.499.276.000.000 TL’lık payı ile % 3.22’lik orana ulaşmıştır.

Sağlıkta Yeniden Yapılanma:

Günümüzde, bir yandan halkın sağlık bilgisi, kendi sağlık hakkına olan inancı ve dolayısıyla da sağlık hizmetlerinden beklentileri artarken, diğer yandan sağlık hizmetleri bakım ve tedavi kapasitesi ve aynı zamanda bunların maliyetleri de hızla yükselmektedir. Yükselen maliyetler ve artan beklentiler; hem ülkeler arasındaki sağlık hizmet farklılıklarının daha geç kapanmasına, hem sağlık personelinin geleneksel rolünün değişmesine, hem de kamu ve özel sektörün sağlık hizmetleri sunma kapasitesinin aşılmasına yol açmaktadır. Zaten, sağlıkta yeniden yapılanma ihtiyacı sadece ülkemizin problemi de değildir. Sağlıklı toplumun sağlıklı bireylerden oluşmasını tehdit eden bu değişim baskıları sonunda gelinen ortak ilkeler, her ülkenin kendi kaynakları ve öncelikleri doğrultusunda uygulamaya geçirilmektedir. Üçüncü bin yıla hazırlanan dünyada tüm ülkeler, değişen bu şartlara uyum gösterebilmek ve vatandaşlarına sosyal bir sektör olarak sağlık hizmetlerinde imkanları oranında en iyiyi sağlayabilmek için, sağlık sistemlerini gözden geçirmektedirler.
Ülkemizin bazı demografik göstergeleri şöyle sıralanabilir:
Nüfus (1998 yıl ortası) 64.786.000 (DPT)
Nüfus Artış Hızı (1998) % 1.60 (DPT)
0-14 Yaş Grubu Nüfus (1998) % 30.7 (DPT)
65 Yaş Üstü Nüfus (1998) % 5.1 (DPT)
Şehir Nüfusu Oranı (1996 yıl sonu) % 63.0 (DİE)
Şehirleşme Hızı (1996) % 4.4 (DPT)
Bağımlılık Oranı (1996) %0 593 (DPT)
Kaba Ölüm Hızı (1998) %0 6.4 (DPT)
Kaba Doğum Hızı (1998) %0 21.2 (DPT)
Bebek Ölüm Hızı (1998) %0 38.3 (DPT)
Ana Ölüm Hızı (1982) %000 132 (DPT)
Beklenen Yaşam Süresi (1998) Erkek(Yıl) 66.4 (DPT)
Beklenen Yaşam Süresi (1998) Kadın(Yıl) 71.0 (DPT)
Beklenen Yaşam Süresi (1998) Ortalama(Yıl) 68.7 (DPT)
Toplam Doğurganlık Hızı 2.43 (DPT)

Ülkemiz benzeri demografik özelliklerine göre sıralandığında; Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 1998 Dünya Çocukları Durumu’nda 183 ülke arasında seksenikinci, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 1997 İnsani Kalkınma İndeksi’nde 175 ülke arasında yetmişdördüncü sırada yer almıştır.

Ülkemizde sağlık sistemimizin sorunları şöyle sıralanabilir:
1. Politika Geliştirilmesi İle İlgili Sorunlar;
• Uzun vadeli, uyumlu ve istikrarlı sağlık politikaları yoktur. Sağlık politikası ile çok sayıda kurum/kuruluş ilgilenmektedir.
• Politika geliştirilmesine bilimsel destek sağlayacak bir kuruluş yoktur.
• Politika geliştirmek için nitelikli personel eksikliği çekilmektedir.
2. Hizmetlerin Sunumu İle İlgili Sorunlar;
• Birinci basamak sağlık hizmetine yeterince önem verilememesi sağlık hizmetlerinin hastane ağırlıklı olmasına yol açmıştır.
• Etkin bir sevk sistemi olmaması nedeniyle hizmet sunumu verimsizdir. Birinci basamağı kullanmak için yeterli teşvik olmadığından hastalar (birinci basamakta sorunlarının en az yüzde 90’ı çözülebilecek olmasına rağmen) genellikle hastane önlerinde yığılmaktadır.
• Hastaneler verimsiz bir şekilde yönetilmektedir. Özellikle, hastane yatak kullanımı çok düşük seviyededir. Buna karşılık hastaların uzun süreler yatak beklemesinin nedeni de düşündürücüdür.
• Hastane yönetimi aşırı merkezileşmiştir ve profesyonel yönetici sıkıntısı vardır.
• Coğrafi uzaklık ve hizmet kalitesi açısından hastane hizmetlerine ulaşımda zorluklar vardır.
3. Finansman İle İlgili Sorunlar;
• Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında sağlık hizmetlerine ayrılmış kaynaklar çok düşüktür.
• Sağlık harcamalarının yarısı doğrudan cepten ödemelerdir.
• Koruyucu ve sağlığı geliştirici hizmetler için yeterince kaynak ayrılmamakta ve önem verilmemektedir.
• Kamu sektöründe hizmet sunan ve finansmanını sağlayan genellikle aynı bünyede yer almakta, bu da kaynakların verimli ve etkili kullanımı için bir teşvik oluşturmamaktadır.
• Verilen hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlara devlet tarafından kaynak aktarımına dayalı bir sistem vardır. Sosyal adaletle uyuşmayan bu sistem, hizmete asıl ihtiyacı olan ve sağlık hizmetlerine ulaşmada ödeme gücü olmayan düşük gelirli vatandaşlarımıza devletin destek olmamasına yol açmaktadır.
• Nüfusun sadece yüzde 60’ı bir sigorta sistemi kapsamında olduğundan sağlık hizmetlerine ulaşmada eşitsizlik söz konusudur.
4. İnsangücü İle İlgili Sorunlar;
• Sağlık göstergeleri ve hizmetlerin kullanımına dayalı rasyonel bir insan kaynakları planlaması yoktur.
• Sağlık personelinin coğrafi dağılımı dengesizdir.
• Sağlık personelinin uzmanlık alanlarına göre fonksiyonel dağılımı ihtiyaca uygun değildir.
• Sağlık personelinin mezuniyet öncesi eğitimi sağlık hizmetlerinin ihtiyaçlarını karşılamamaktadır, buna karşılık mezuniyet sonrası sürekli eğitim programları da yetersiz ve düzensizdir.
• Sağlık çalışanlarının istihdam, ücret ve haklar gibi konularda çeşitli sorunları vardır. Performansı artırmak için bir teşvik sistemi yoktur.
• Sağlık mesleklerinin görev ve sorumluluklarını tanımlayan mevzuat günün ihtiyaçlarına cevap verememektedir ve bazı mevcut meslekler bu mevzuata bulunmamaktadır.
5. Yönetim İle İlgili Sorunlar;
• Sağlık yönetimi çok merkeziyetçi ve çok başlıdır.
• Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı; bazı birimlerin belirli hizmet türlerinden veya belirli nüfus gruplarına hizmet vermekten veya da belirli hastalıklardan sorumlu olduğu bir yapıya sahiptir. Bakanlık merkez teşkilatı bu yapısıyla birimleri arasında bile koordinasyon sorunlarına yol açabilen çok karmaşık bir organizasyona sahiptir.
• Az sayıda nitelikli sağlık yöneticisi vardır ve bunlarda uygunsuz şekilde istihdam edilmektedir.
• Sağlık yönetimi ve karar verme mekanizması bilgiye dayanmamaktadır.
6. Mevzuat (yasal düzenlemeler) İle İlgili Sorunlar;
• Mevcut sağlık mevzuatı 1930’lu yıllarda hazırlandığı için günümüz ihtiyaçlarına cevap vermemektedir.
• Mevcut kanunlar arasında uyuşmazlıklar ve mükerrerlikler vardır.
• Bazı kanunlar, değişen ihtiyaçlara cevap veremeyecek kadar fazla ayrıntılıdırlar.
7. Bilgi İle İlgili Sorunlar;
• Sağlık göstergeleri, hizmet maliyetlerine ilişkin veriler dahil; sağlık ve sağlık hizmetleri ile ilgili bilgi eksikliği vardır.
• Verileri kontrol etmek için düzenli bir kayıt bildirim sistemi yoktur.
• Toplanan verilerin güvenilirliği ve doğruluğu şüphelidir.
• Sağlık sektörünün farklı bölümleri hizmete yönelik olarak bazen aynı verileri toplamakta ancak koordinasyon eksikliğinden dolayı bu veriler birleştirilememektedir.

Sağlıkta Yeniden Yapılanma’da Dünyanın İlkeleri:
Bu yeniden yapılanma çalışmasında dünyanın ortak ilkeleri; hizmetin nüfusun tamamını kapsaması, hizmet sunumunda çeşitlilik ve dolayısıyla hizmette yarış, tanımlanmış nüfus gruplarına ihtiyaçları oranında düzenli sürekli ve kontrollü hizmet, sağlık hizmetlerinin finansmanında kamu kontrolü, maliyet etkililik, harcanana değer olma, hizmeti alanların hizmetin yönetimine katılımı şeklinde özetlenebilir.
Öte yandan, Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından “Sağlıkta Yeniden Yapılanmada Ortak Kriterler Geliştirilmesi” amaçlı, 17-21 Haziran 1996’da Slovenya’da yapılan toplantıda, tüm Avrupa Bölgesi’ne üye ülkeler, Sağlık hizmetlerinin; insana saygı, sağlık kazanımları, eşitlik/hakkaniyet gibi değerlere yönelmesi gerektiğini, sağlığı hedefleyerek, insan merkezli, kaliteye odaklı, gerçekçi bir finansmana dayanmasını, ve temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik olmasını, öngören bir “Deklarasyonu” kabul etmişlerdir.

Ülkemizde Sağlıkta Yeniden Yapılanma Süreci:
İşte tüm bu gelişmelere paralel olarak, ülkemiz sağlık sektörünün sorunlarına kalıcı çözümler bulabilmek için, başta Devlet Planlama Teşkilatı ve Sağlık Bakanlığı olmak üzere, son yıllarda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalarda, geliştirilen projelerde, sağlık sektörünün içinde bulunduğu sorunlar dikkate alınmakta ihtiyaçlar tesbit edilmekte, tesbit edilen bu ihtiyaçların belirli bir zaman dilimi içinde planlı olarak yerine getirilmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmalarda dünya deneyimlerinden faydalanılmakta, konusunda uzmanlaşmış yerli/yabancı, kişi ve kurumların görüşleri ve ülkemiz şartları da dikkate alınarak gereken düzenlemeler yapılmaktadır.
Ülkemiz sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ve dünyanın geldiği nokta itibarıyla, sağlık hizmetlerinde yeniden yapılanma zorunluluğu; adil ve dengeli kaynak dağılımı ile kaliteli, ihtiyacı olanın ulaşabileceği sağlık hizmetlerini, ülkemizde yaygın hale getirerek ödeme gücü olmayanlara devletin destek olacağı bir sisteme geçmeyi beraberinde getirmiştir. Bu şart aynı zamanda, sağlık hizmetlerinde sosyal devlet olmanın gerekleri ile liberal ekonominin birlikte değerlendirilmesini yerine getirerek; devletin tedavi hizmetlerini sadece kontrol eden, standardını belirleyerek denetleyen ama asli görevi olan koruyucu sağlık hizmetlerinde yer almasını sağlayan bir sisteme geçişe de yol açacaktır.
Sıralanan bu nedenlerle; Sağlık Bakanlığı’nda, ülkemiz sağlık sektörünün yönetim, hizmet sunumu, finansman, insangücü, enformasyon ve mevzuat alanındaki sorunlarına kalıcı çözümler bulabilmek için, uzun vadeli bir Ulusal Sağlık Politikası oluşturabilmek amacıyla, dünyadaki bu gelişmelere de paralel olarak, son yıllarda bir dizi çalışma başlatılmıştır.
Sağlık Bakanlığı tarafından geleceğe yönelik olarak yapılmakta olan çalışmalar, geçilmesi düşünülen bir sağlık sistemini tasarlamak ve bu tasarımla beraber gerekli düzenlemeleri hazırlamaktır (Sağlık Reformu).
Sağlık Reformu için stratejilerin ana çerçevesi, 1980’li yılların sonunda Sağlık Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yürütülmüş olan Sağlık Sektörü Master Plan Etüdü ile tesbit edilmiştir. Master Plan Etüdü, kapsamlı bir raporda, sağlık sektörünün mevcut durumunu tanımlamış ve gelişimi için ana strateji seçeneklerini ortaya koymuştur. Bu politika seçenekleri arasından ülkemiz şartlarına en uygun olanı seçilmiştir. Aynı dönemde Sağlık Bakanlığı tarafından Milli Sağlık Politikası da geliştirilmiştir.
1992-1993 yıllarında, bu çalışmalar, ilgili kurumlar, sektörler, üniversiteler, meslek kuruluşları ile Birinci ve İkinci Ulusal Sağlık Kongrelerinde paylaşılmıştır.
Sağlık Bakanlığı tarafından Birinci Sağlık Projesi kapsamında başlatılan ve sektörde ilk defa yapılan sağlık hizmetleri araştırmaları sonuçlanmış ve Yapısal Uyum Programı ile Sağlık Reformu’nun bağlantılandırılması gerçekleştirilmiştir.
Sağlık Reformu, 1995 yılında, teknik ve hukuki açıdan, amaç-strateji ve uygulama takvimi itibarıyla, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Temel Yapısal Değişim Projeleri içinde yer almıştır.
Yasa Tasarı Taslaklarının teknik olgunlaşması amacıyla, Mayıs.1996’dan itibaren, Adalet-Maliye-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıkları ve Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü yetkilileriyle bir dizi ortak çalışma yapılmış ve teknik anlamda fikir birliğine varılmıştır. Ayrıca, yine, 1996 yılı içinde; özel sağlık sigorta kuruluşları, kamu ve özel bankaların yetkilileri ile tartışılan bu taslaklar üzerinde teknik anlamda fikir birliğine varılmıştır.
Bu fikir birliği sonrasında, Sağlık Reformu’nun yasal dayanakları olan üç yasa tasarı taslağı; “Hastane ve Sağlık İşletmeleri Temel Kanun Tasarısı”, “Sağlık Finansmanı Kurumu Kuruluş ve İşleyiş Kanunu Tasarısı” ve “Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri ve Aile Hekimliği Kanun Tasarı Taslağı” olarak, Başbakanlığa sunulmuştur.
1997 yılı Temmuz ayından itibaren, 55.TC. Hükümeti’nin siyasi öncelikleri doğrultusunda; sağlık hizmetlerinin finansmanına yönelik olarak yapılacak Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi’ne geçişin, sağlık sistemindeki altyapı geliştirme faaliyetleri birlikte ele alınması çalışmaları başlatılmıştır. Adalet-Maliye-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları ile Devlet Planlama Teşkilatı ve Hazine Müsteşarlıkları yetkilileriyle yapılan ortak çalışma ile, 12 Mayıs 1998 tarihinde varılan teknik anlamdaki mutabakat sonucu, “Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi ve Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı Kuruluş ve İşleyiş Kanunu Tasarı Taslağı”, 18 Mayıs 1998 tarihinde, Bakanlar Kurulu’nda görüşülmek üzere, Başbakanlığa sunulmuştur. 9 Haziran 1998 tarihinde Bakanlar Kurulu’na yapılan sunum sonrası, “Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi ve Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı Kuruluş ve İşleyiş Kanunu Tasarısı”, 55.TC.Hükümeti Tasarısı olarak TBMM’ne 15 Temmuz 1998 tarihinde sunulmuştur.
Sağlık Reformu’nun ana ilkeleri şunlardır;
1. Herkesin hakkaniyet ilkesi doğrultusunda sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğinin sağlanmasına yönelik olarak, Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi ile başlanarak Genel Sağlık Sigortası yoluyla, hizmeti sunanla finanse edeni birbirinden ayırmak ve dolayısıyla hizmetin verildiği kurumun değil hizmete ihtiyacı olanın destekleneceği bir sisteme geçmek,
2. Hastaneleri özerkleştirerek, kaliteli ve verimli hizmet sunmalarını sağlayan, gelirleri ile giderlerini karşılayabilen, yönetiminde merkeziyetçilikten arınmış sağlık işletmelerine dönüştürmek, dolayısıyla hizmette devlet kontrolünde rekabeti sağlamak,
3. Birinci basamak sağlık hizmetleri denilen, hasta ile hekimin ilk karşılaştığı sağlık hizmetlerinde, ikinci basamak sağlık hizmetleri ile entegrasyonu sağlayarak, hastalıkların tedavisi kadar kişilerin hasta olmadan korunmalarını ve sağlıklarını geliştirmelerini sağlamak,
4. Sağlık Bakanlığı’nı ülke genelinde sağlık politikaları belirleyen, hizmete yönelik standartlar koyup izleyen, tedavi hizmetlerini değil koruyucu sağlık hizmetlerini sunan bir yapıya kavuşturmak.
Sağlık Finansman Reformu’nun Amacı; Hizmetlerin değil, kişilerin subvansiyonu esasına dayalı bir finansman sistemi kurarak Kişsel Sağlık Sigortası yoluyla, sağlık güvencesi kapsamında olmayan nüfus bırakmamaktır.
Sağlık Finansman Reformu’nun Yöntemi; Primlerini ödeyemeyecek olanlara katkıda bulunacak, sosyal sigorta ilkelerine uygun bir sağlık güvence sistemi sağlayacak, Başbakanlığa bağlı Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı’nı kurmaktır.
Kişisel Sağlık Sigortası’nın Stratejileri;
• Bu gün halen hiçbir sosyal güvenlik kuruluşunun kapsamında olmayan 21.4 milyon kişinin kapsam içine alınması ile nüfusun tamamı sosyal sağlık sigortası kapsamına girmiş olacaktır,
• Hakkaniyet-verimlilik-etkililik prensipleri ile toplumun tamamına temel bir sağlık hizmet paketi sunulacaktır,
• Vatandaşlar gelir durumlarına göre basamaklandırılacak, primini ödeyemeyecek durumda olanların primleri devlet tarafından ödenecektir(halen 5 milyonu aşmış bulunan yeşil kart bu sistemin ilk basamağını oluşturacaktır),
• Hizmeti sadece finanse eden bir kuruluş oluşturularak hizmeti sunan ile satın alan birbirinden ayrılmış olacaktır,
• Hizmetler gerçek maliyetler üzerinden sunulacak, hizmeti sunan kurumların değil hizmete ulaşamayan insanların devlet tarafından subvansiyonu esası getirilmiş olacaktır,
• Temel teminat paketinin toplam maliyeti üzerinden aktüeryal denge esası ile prim toplanacak, toplanan bu primler blok sözleşmeler yoluyla hizmeti sunanlara aktarılacak, böylelikle de hasta ile hekim, hasta ile hastane arasındaki para ilişkisi sona erdirilmiş olacaktır.

Sağlık Hizmet Sunumu Reformu’nun Amacı; Verimli ve kaliteli sağlık hizmet sunumu modeli ortaya koyarak; ihtiyaçlara uygun, hizmet yarışı içindeki sağlık kuruluşları oluşturmaktır. Bu amaca yönelik olarak; birinci ve ikinci basamak sağlık hizmetlerinin entegrasyonu ile, ikinci ve üçüncü basamakta yani hastanecilik hizmetlerinde idari ve mali açıdan özerk sağlık işletmeleri modeli öngörülmektedir.
Sağlık Hizmetlerinde Devlet’in Yeni Rolü: Böylelikle Devlet hizmet sunumunda, kural koyarak yönlendiren, gözetleyen ve denetleyen rolünü üstlenecek, ancak topluma yönelik koruyucu sağlık hizmetlerine daha fazla önem ve kaynak ayırabilen, sosyal devlet olma vasfının gereklerini yerine getiren bir konuma gelmiş olacaktır. Sağlık Bakanlığı Merkez ve Taşra Teşkilatı’nın Yeniden Yapılandırılması ile de bu yapıya uygun merkez ve taşra teşkilatı oluşturularak sağlık politikası belirleyen, bunun uygulanmasını izleyen denetleyen ve değerlendiren il ve ilçe sağlık teşkilatları tesis edilecektir.
Sonuç:
Sağlık sektörünü, 75 Yıllık Cumhuriyet Dönemi’ndeki tüm olumlu gelişmelere ve ilerlemelere rağmen, gerek toplumun ihtiyaçlarındaki ve gerekse günümüz nüfus-teknoloji ve maliyet değişmelerine ayak uydurmaktaki sıkıntılardan kaynaklanan içine düştüğü sorunlardan, bir plan içerisinde çıkaracak, halkımızın daha yüksek bir sağlık düzeyine ulaşmasını sağlayacak olan bu çalışmalardaki ortak hedef, Türkiye’nin ikibinli yıllarda sağlıkta sorunlarını çözmüş olarak girmesini sağlamaktır.
Anılan çalışmaların planlandığı şekilde uygulanması ile halkın sağlık hizmetlerine ulaşabilirliği artacak, kaynakların ülke genelinde dağılımı ve verimli kullanımı sağlanacak, herkes sağlık güvencesi kapsamına alınacak, sağlık politika ve planlarının saptanması dahil, kararlar doğru ve güvenilir bilgilere dayanacak, yerinden yönetim sayesinde hizmetler toplumun ihtiyaçlarına istenildiği gibi daha hızlı ve etkili cevap verilebilecek düzeye yükseltilecektir. Türkiye Cumhuriyeti 75.Yılı’nda da, halkının daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmesi için gereken sağlık hizmetlerini sunacak imkanlara sahiptir. Bu imkanların kullanılarak gerekli kaynakların harekete geçirilmesi, akılcı politikaların uygulanmasına bağlıdır. Tıpkı, 75 Yıllık Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan ve başarılan sağlık politikaları gibi, dünyanın değişim ve yeniden yapılanmasında da sağlık alanında üzerimize düşeni yerine getirmeye azimli ve kararlı olmalıyız.
KAYNAKLAR
1. İNAN A., Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayını, Ankara 1959
2. Bertan, M., Güler, Ç. (ed), Halk Sağlığı Temel Bilgiler, Güneş Yayınevi, Ankara,1995
3. Cumhubaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı, Ülkemizin Sağlık Sorunları ve Çözüm Önerileri, Ankara, 1996.
4. DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı 1993. Yayın No. 1620; Ankara, 1993.
5. DİE, İstatistik Göstergeler, 1923-1992, DİE, 94-779 Ankara, Haziran 1994
6. DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı, 1995, 95-1726, 1SBN, 975-19-1233-4, Ankara, Ocak 1996
7. DPT, Sağlık Sektörü Master Planı Etüd Çalışması. 1990, Ankara.
8. DPT, (1993) Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Sağlık Özel İhtisas Komisyonu Sağlık İnsangücü Alt Komisyonu Raporu, Ankara, ss.3-13
9. DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı: İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi; Temel Yapısal Değişim Projeleri Komite Raporları. Ankara, 1995.
10. DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1996 -2000, Resmi Gazete 25 Temmuz 1995, s43
11. DPT, 1998 Yılı Programı, Ankara-Aralık 1997
12. DPT, Ekonomik ve Sosyal Göstergeler (1950-1998), Aralık 1997.
13. Fişek, N. ,. Halk Sağlığına Giriş. Hacettepe Üniversitesi. -DSÖ Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını. No:2, Ankara 1983.
14. Özsarı, S.H. , Sağlık Bakanlarının ve İl Sağlık Müdürlerinin Görevde Kalma Olasılıkları Araştırması, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı’nda yapılmış yayınlanmamış Doktora Araştırması, Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Ankara 1996,
15. Özsarı, S.H. , Sağlık Bakanlığı’nın Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Kaliteyi Yükseltme Çalışmaları, Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinde Toplam Kalite Yönetimi Sempozyumu, Ankara 24-25 Kasım 1995, Haberal Eğitim Vakfı Yayınları, Ankara 1996,
16. Özsarı, S.H. , Sağlık Hizmetlerinde Kalite Güvencesi ve Maliyet Etkililik, Sağlık Yönetimi Hizmetlerinde Değişen Anlayış ve Politikalar Sempozyumu, Ankara 11-12 Kasım 1994, Haberal Eğitim Vakfı Yayınları, Ankara 1995,
17. Özsarı, S.H. , Türkiye’de Sağlık İnsangücü Planlaması ve Sağlık Bakanlığı’nda bir Uygulama, Yayınlanmamış Bilim Uzmanlığı Tezi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Ekim 1994,
18. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Sağlık Propagandası ve Tıbbi İstatistik Genel Müdürlüğü, Sağlık Hizmetlerinde 50 Yıl, Ankara, 1973,
19. Sağlık Bakanlığı : Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi ve Sağlık Sigortası İdaresi Başkanlığı Kanunu Tasarı Taslağı. Ankara, 1998.
20. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü : Yataklı Tedavi Kurumları İstatistik Yıllığı 1997. Sağlık Bakanlığı, Ankara, 1998.
21. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü : Çalışma Yıllığı 1994--1995. Sağlık Bakanlığı, Ankara, 1997.
22. Sağlık Bakanlığı, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü-Hacettepe Üni. Nüfus Etüdleri Enstitüsü : Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 1993. Ankara, 1994.
23. Sağlık Bakanlığı, Araştırma Planlama Koordinasyon Kurulu Başkanlığı : Sağlık İstatistikleri 1996. Ankara, 1997.
24. Sağlık Bakanlığı, Araştırma Planlama Koordinasyon Kurulu Başkanlığı : Türkiye Sağlık İstatistik Yıllığı 1987-1994. Ankara, 1997.
25. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü : Sağlık İnsangücü Mevcut Durum Raporu 1996, Ankara,1996.
26. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü : Sağlık Hizmetlerinde Mevcut Durum. Ankara, 1992.
27. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü : Türkiye Sağlık Reformu 1996,Ankara,1996.
28. Sağlık İstatistikleri, Sağlık Bakanlığı, Ankara 1992
29. SSK Faaaliyet Raporu 1995, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü, Ankara, 1995.
30. SSK İstatistik yıllığı 1995, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü, Ankara1995
31. SSK, 35 Soruda SSK Gerçeği, SSK Yayınları, Ankara 1995
32. The Population Development 1923-1994, s. 5, Ankara, 1995.
33. The Population of Turkey 1923-1994, Demographic Structure and Development, Ankara, 1995.
34. The World Commision on Environment and Develpoment, Our Common Future, s.45, Oxford University Press, Oxford, 1987.
35. Tokat, Mehmet : Türkiye Sağlık Harcamaları ve Finansmanı 1992-1996, Sağlık Bakanlığı, Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü, Ankara 1998.
36. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk, Gazi Mustafa Kemal: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, Derleyen: Nimet UNAN, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları I, İkinci Basım 1945
37. UNDP : Human Development Report 1997. New York, 1997.
38. UNICEF : Dünya Çocuklarının Durumu 1998 . Ankara, Aralık 1997
39. United Nations : World Population Prospects 1994. Population Division, Department for Economic and Social Information and Policy Analysis, New York, 1995.
40. Utkan KOCATÜRK, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ayyıldız Matbaası, İkinci Basım 1971.

 

Anahtar Kelimeler:

Paylaş ve Kaydet



EN ÇOK OKUNANLAR

EN SON EKLENENLER
BRANŞ DOKTORU KİMDİR?
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Politikaları

23 Mayıs 1960’da Balıkesir’de doğdu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tı...

+ Devamını okumak için tıklayınız

  Acil
Yrd.Doç.Dr. Ayhan Özşahin
Adli Bilimler
Prof.Dr. Sermet Koç
Aile Hekimliği Ve Check-Up
Uzm.Dr. Cüneyt Özüak
Anatomi
Prof.Dr. Salih Murat Akkın
Anesteziyoloji ve Reanimasyon
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Beyin ve Sinir Cerrahisi
Prof.Dr. Mehmet Yaşar Kaynar
Cinsel Sağlık
Prof.Dr. Doğan Şahin
Çevre ve Halk Sağlığı
Uzm.Dr. Murat Fırat
Çocuk Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Çokuğraş
Diş hekimliği
Dt. Celal Yıldırım
Dt. Saba Eryılmaz
Diyabet Ve Metabolizma
Prof.Dr. Temel Yılmaz
Enfeksiyon Hastalıkları
Prof.Dr. Haluk Eraksoy
Farmakoloji
Prof.Dr. Aydın Barlas
Genetik Bilimler
Prof.Dr. Turgut Ulutin
Göğüs Cerrahisi
Prof.Dr. Kamil Kaynak
Göğüs Hastalıkları
Prof.Dr. Gül Öngen
Kadın Hastalıkları ve Doğum
Prof.Dr. M. Cihat Ünlü
Kardioloji
Prof.Dr. Zeki Öngen
Klinik Beslenme
Prof.Dr. Ercüment Yentür
Kulak Burun Boğaz
Prof.Dr. Asım Kaytaz
Prof.Dr. Ferhan Öz
Psikiyatri
Prof.Dr. M. Kemal Arıkan
Sağlık Politikaları
Yrd.Doç.Dr. Haluk Özsarı
Sağlık Tartışma Platformu
Op.Dr. M.Şükrü Güner
Sağlıklı Beslenme Ve Diyet
Doç.Dyt Emel Özer
Seyahat Sağlığı
Prof.Dr. Volkan Korten
Sosyal Psikiyatri
Prof.Dr. Doğan Şahin
Termal Sağlık Ve SPA Wellness
Prof.Dr. M.Zeki Karagülle
Tıbbi Onkoloji
Prof.Dr. Adnan Aydıner
Tıp Hukuku
Prof.Dr. Faik Çelik
Tıp ve Sanat
Prof.Dr. Faik Çelik
Üroloji
Prof.Dr. Emre Akkuş
 

 
 
 
Copyright 2014 Tüm hakkı saklıdır. Designed by: OrBiT
RSS Kayıt Ol e-Bülten Kayıt Giriş Yap
saglikpaneli.com ANA SPONSORLARI
saglikpaneli.com İÇERİK SPONSORLARI


SAĞLIK MERKEZİ KISA YOLLARI
Acil | Kardioloji | Adli Bilimler | Kulak Burun Boğaz | Aile Hekimliği Ve Check-Up | Diyabet Ve Metabolizma | Çocuk Hastalıkları | Farmakoloji | Anatomi | Anesteziyoloji ve Reanimasyon | Çevre ve Halk Sağlığı | Diş hekimliği | Enfeksiyon Hastalıkları | Sağlıklı Beslenme Ve Diyet | Göğüs Cerrahisi | Seyahat Sağlığı | Üroloji | Sağlık Politikaları | Psikiyatri | Göğüs Hastalıkları | Genetik Bilimler | Tıbbi Onkoloji | Diş hekimliği | Sağlık Tartışma Platformu | Diş hekimliği | Klinik Beslenme | Diş hekimliği | Genel Konular | Beyin ve Sinir Cerrahisi | Kadın Hastalıkları ve Doğum | Termal Sağlık Ve SPA Wellness | Diş hekimliği | Tıp Hukuku | Tıp ve Sanat | Cinsel Sağlık | Sosyal Psikiyatri |
SAĞLIK KONULARI
Cinsel Sağlık | Çocuk Psikolojisi | Diyabet | Domuz Gribi | Ergenlik - Adolesan Sağlığı | Erken Boşalma | Fitnes | Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar | Grip ve Soğuk Algınlığı | Güzellik&Estetik | Hamilelik | HIV/AIDS | Hipertansiyon | İlkyardım | İnfertilite/Kısırlık | İnme | Kanser | Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi | Kuş Gribi | Obezite | Sağlık Mevzuatı | Sertleşme Sorunu | Ses Kısıklığı | Sigara | Stres | Tamamlayıcı Tıp |
Sağlık Paneli
Sağlık Paneli Hakkında | Kullanım Koşulları | Gizlilik Sözleşmesi | Yasaklı Ürünler | Ürün Listeleme Kuralları | Üyelik Sözleşmesi | Telif Hakları Hakkında | Güvenli Alışveriş, Satıcı ve Alıcı Sözleşmesi | Güvenli Ticaret ve Ödeme Sisteminin Tanımı | Kişisel Sağlık Profili Yetkilendirme Sözleşmesi | Doktor Üyelik Sözleşmesi | Bize Ulaşın | E-bültenler | Üye Doktorlar | Üye Kurumlar | Doktor Ara | Kurum Ara | Forum | Tartışma Platformu
A - Z
Branşlar A-Z | Slide Show A-Z | Kadın Sorunları A-Z | Erkek Sorunları A-Z | Çocuk Sorunları A-Z | Anketler A-Z | İnteraktif Araçlar A-Z